22 Aralık 2012 Cumartesi

Tanrılar da Bitlenir.

O kadar karanlık ki burası hiçbir şeyi seçemiyorum. Gözlerim alışır diye bekliyorum ama “alışmak” korkularımı doğurduğundan beri yorgunum. Yorgunluğumu güzel sözlerle anlatmak isterdim galiba. Ama bunun anlamlanması için herkesin yorgunluğumu hissetmesi değil tek bir insanın hissetmesi gerekiyor.  Bekliyorum garipliğimi önüme oturtarak. Elinde birayla geliyor masama. Önce masaya odaklanacak, o masadan hafifçe gözlerini kaldıracak, cesurluğu ürkekliğinin üstüne oturacak, ifadesiz olmaya yakın ancak benim sevdiğim o bakışla delecek gözlerimi. Gözlerim onun yürüyüşünü, ellerini değil kendini oturtabilecek yeri seçiyor her seferinde. Bir şeyler söylenmeli artık, karanlık kalbimin rengine çullanacak. Biliyorum ne kadar ağır savaşlar verseler de renkler kaybolmaz. Kurşuna dizilen bir adamın gözlerindeki mavi olur, sevdiğinin yanında söz geçiremediği vücutsal sıvıların yanaklara itelediği kırmızı olur. Kızarıyor mu yanaklarım diye yokluyorum kendimi. Renkler kaybolmuyormuş gerçekten.

 Biradan sabırsızlıkla bir yudum alıyorum. Hiç sevemedim şunun tadını. Ağzımı burup bırakıyor. Vücudumda köpük köpük dolaştığını duyumsamak için tahammül ediyorum bu merete. Ağzıma sigarayı sürüyorum. İçime dumanı  müziğin ritminden uzak  hareketlerle çekip geri salıyorum. Buraya her gün ne için geldiğimi soruyorum kısık bir sesle. Onun da duymasını istiyorum aslında. Bilmesi ve bana söylemesi lazım. 

Onu gördüğümden beri tanrıların bitlendiği sabahlara başımı çeviriyorum. Tanrılar da bitlenir çünkü, kaşınırlar, kanatırlar, yardım isterler. Benim de ellerimin ulaşamadığı yerler kaşınıyor. Sayın okur sizin de elinizin ulaşamadığı yerler kaşınmıştır bir hoş tatlılığı ve perişan eden cilveleri olan. Kaşınıyor çünkü, elimi kolumu sadelikten uzak düşüncelerim kenetliyor. Bilmediğim,  bilmek istemediğim bir şehirdeyim. Kalabalıktan sürekli ayrı düştüğümü görüyorum. Yürürken çarpan omuzlar bile beni en kenarda,hayat çizgimi andıran bu tuhaf yerde yalpalayarak yürütüyorlar.   Birayı hızlıca içmişim. Galiba hareketlerimi onun gözünden umursamamayı öğrendim. Fark ettirmek için alıyor bardağı hızlıca. Sesini bekliyorum, biradan daha köpüklü bir şekilde yayılacağını biliyorum içimde. Yalnızlığımın koca kasabasında sesinin yıldızı parlamalı. Şimdi onu masaya oturtuyorum. Kısılmış,usul ama her harfinde haykıran kelimelerle bira isteyip istemediğini soruyorum. Eliyle oturmam gerektiğini gösteriyor. Hayır sayın okur bilinç akışımın oyunu değil iç içe geçmişliğimizin hazin şarkısı. Karanlık tanrının bitlerini ayıklıyor şu an. Ölen bitlerin ölüme yakarışları çıt çıt ediyor. Her gün neden geliyorum buraya? Bir şeyleri artık susuşlarla dökemediğim gerçeğini, ona anlatarak yalanlamak istiyorum. Ağzını açacak oluyor, korkularım bütün bedenimi ateşe veriyor. Birinin daha yükü binecek omuzlarıma, zaten yorgun düştüğümü hatırlatıyorum kendime. Neden acizim bu kadar, neden hep bir yabancıdan medet umduğum sorularının cevapları lazım bana. Masama geldi tekrardan. Bir şey isteyip istemediğimi soruyor. Hafiften kafamı sallıyorum yok anlamında. Aslında evet bir şey istiyorum, elimin ulaşamadığı yerleri kaşımalı. Bunu söylediğimde hafiften karışmış kafasıyla bir boşluğa düşecek. Basitin nasıl dolambaçlı, karmaşık, elde edilmesi zor, elde tutulmasının daha da zor olduğunu görecek. Beni anlayacağından şüphem de kalmayacak. Basite dokunduğum an biranın bardağına doluyorum. Burda da mutluyum. Birbirimize acımamamız gerekir, acıyla tutuşmamamız, yanmamamız.

 Saatime baktım, gene gece yarısını geçmiş. Birlikte kapatıyoruz her defasında. Masamı toplamaya geldi. Sigaramın küllerini üflüyorum suratına doğru. Zamanı eliyle tutuyor, birbirinin aynısı olan günlerimle siliyor masamı. Yıldızım farklı bir şehre göstermek için büküyor boynunu. Aniden içimdeki savaş son buluyor, kimsesiz genç gerillaları mahkemeye çıkarıyor. Boyunlarına ilmek sayıları önemsenmeyen urganları onun elleriyle geçirip tekrardan bardağa dolan biranın huzurlu şekline bürünüyor.  

12 Kasım 2012 Pazartesi

Blogumu acayip boşladım fark edebiliyorum bunu. Hala sıkı takipçim var mı bilmiyorum ama suçumu Ankara'ya yığmak istiyorum. 2 ay oldu buraya geleli ve bu 2 ay yoğunluğu ile gene içimi boşalttı. Biraz insanlar biraz insan biraz gri hava bakmışım gene yürüyorum. Durmadan yürüyorum. Eski zamanlara ait suretleri unutmuşum. Harfler birleşirse belki sıralanır aklımda ama nasıl bu kadar sıradana ayak uydurdular bilmiyorum. Bilmiyorumlar geliyorsa benden, yolunda gitmeyen şeylere delalet. Bol bol yazıyorum bu ara. Defterler dolup taşıyor gene anlatamadıklarımla. İstanbul'u özledim. Çaylar demliyorum yoksunluktan. Kalabalığı yok sayıp ücra köşelerde aklımı toparlıyorum. Tanımadığım bir tene hasretlik çekiyorum. Ve benden iki şarkı geliyor hala beni oralarda okuyanlara.

8 Kasım 2012 Perşembe

Görmediklerimden.


Pencereme vuran yağmuru tanımıyorum. Tanımak istemediklerimden diye bir söylence atıyorum. Duyan yok ama belki hissediyorlardır. Bilmiyorum. Ama yağmur durmuyor, sesi ilk kez bu derece yok ediyor beni. Ufalıyorum, küçümen halimle kadınlığıma kafa tutuyorum.  Kadınlığım ne ki benim? Bir çift diri meme mi? Kulağına kışkırtıcı sözler söyleyen dolgun dudaklarım mı? Yağmur şiddetleniyor.

Çocukluğumda istediğim şey amansızca doğru yahut yanlış zamana karşı büyümekti. Büyüdükçe elimde tuttuğum bedenim, içimdekilerin önüne geçti.  Bedenim ellerim arasında beğenilmek, dokunulmak için kıvranıyordu. Kocaman, yabancı, sert bir el tarafından dokunulmanın hakkını istiyordu. Bu hak bir annenin karamsar, avaz avaz meydanlarda ortaya salmaktan korkmadığı  ses oldu, bu hak bir babanın homurdayarak yutmaya çalışan makinalara döktüğü teri oldu. Yağmur durmamak için çabalıyor.

Hava kararırken oturduğum bir masaya gazete küpürlerinden oluşan hayatımı döktüm. Kesilip, özenle saklanmış, herkesin ortak paydalarda var olduğu haberlerdi bunlar, sıradanlığın verdiği huzurdu benim hissettiklerim de. Ruhumdaki boşluğun başkaları karşısında ezilip bükülmesini yediremeyip, onlar gibi olacağım diyişlerimdi. Ben de herkes gibi olmalıydım, ben de her kadın gibi olmalıydım. Karşımdakinin şeklini alacak, onun boşluklarını dolduracak kadar yetkin olmamalıydım. Hem bu ben olamayacağımı gösteriyordu. Aynaya her baktığımda hayalleyemeyeceğim mutluluğumdu. Yağmurun sesini bastırabildim mi ki?

Yağmurla alıp veremediğim yok. Sadece ıslanmak korkutuyor beni. Özenle hazırlamış olduğum kostümün bozulması beni yeni arayışlara gark ettirecekti. Yediremiyordum gene kendime.  Ben arayışı reddediyorum, annemin beni reddettiği gibi. Sigara dumanı mı üflesem anlattıklarıma?

Kadınlığım sivriliyor topluma karşı. Bir devrim mi yapmak lazım bilemiyorum? Devrim yapılmaz yaşanır diyor kadınlığım. Arada güzel sözler söylüyor usulundan. Yaşamanın güzelce bir tanıma ihtiyacı var.  Yağmurun dokunup değiştirmeyeceği bir tanım olmalı. Kadınlığım esriklik makinası, tırnaklarımdaki cilalar söylüyor, saçlarımdaki yapma bukleler anlatıyor.  Baskıladıkça daha büyük hengameler arasında süsün pürüzsüzlüğünü görüyorum. Kendimi fütursuzca sunmam lazım. Yalnızlığın yaptırdığı geniş bir davranış biçimi benden doğup büyüyen şey. Yağmur ceplerimden taşıyor.

Yağmur kadınlığıma yağıyor artık. Söz dinlemez yağmurla, salaş kadınlığım bir uyumu müjdeliyor. Sevilebilecekleri görmediklerimle harmanlıyorum. Yağmurun sesini önemsemiyorum.  Biçimli söyleyişlerden oluşmuş kadınlığım yağmuru er ya da geç hayal kırıklığına uğratacak. Ön görülerimi saklamayı tercih ediyorum. Yağmuru şişelere doldurup, kadınlığımı sonralarıma saklıyorum. 

22 Eylül 2012 Cumartesi

Zekamın sekteye uğradığı, hiçbir işime yaramadığı dönemdeyim. Bu koca yerde ormanlara karışarak yürüyorum. Sorumluluk yok, bekleyen yok bir de beklediğim yok. O kadar yürüyorum ki akşam aklımda çeşitli mukayeselere yer vermeden kısa süreli her şeyden uzaklaşma eylemini yerine getiriyorum.

Başarının tanımını yapıyorum her gördüğüm yeni insanda ve bu şeyin acımasızca şekil değiştirdiğini görüyorum ve o zaman kendimin de bir başarı timsali olabileceğime inanıyorum.

19 Eylül 2012 Çarşamba

Yağmur

Bu şehre yağmuru yağdırdığıma göre azıcık dinginim. Azıcık kızgınım. Azıcık da uzağım. Azıcık değil çokça özlüyorum. O kadar kalabalık var ki gözüm takılmıyor kimseye. Bir bütün olarak algıladığım şeyleri tüttürüyorum. Şimşek çakıyor. Neden gittim ki? Bazen şehirler boğar bizi. ya o bize galip gelecektir ya da bir çift gözü peşine takarak gideceksindir. Hatırlatırsın sonraları. Geçmiş dersin, yaşanmış bitmiş dersin ve bazen sadece hatırlamak için yaşarsın. Bazense dolu gözlerle bakmak için. Bir sürü saçmalıkta beni yücelten bir yer burası. Yürümenin batmadığı, yorulmadığım, uyumadığım, sevmediğim, sevilmediğim bir yer burası.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Us.

Yaşadığım tüm şeyler gerçeklik çizgisine sadece yanaşabiliyor. Çünkü ben bunları uyku ve uyanıklık arasında yaşıyorum. Kendime ne zaman açıklama borçlu olsam tıkanıyorum ya da başka başka şekillerde konuşup telkinler veriyorum. İnsanlar için yerleşik düzenlerini terk etmek, alışkanlıklarını nazikçe kovmak zordur. Bunları birden yapması gerekir ve ben uzun bir zamandır hazırlıyormuşum kendimi fark edemedim. Gri dediler, soğuktur, üzülürsün, çok aşık olursun, sevilirsin, geride bırakırsın, özlersin ve en önemlisi denizi göremezsin dediler. Bir an durup tüm bunları hissetmek istedim. Sebebi vardı, tüm hislerimin eşik değerleri birbiriyle aynı ve seçilip öne çıkamıyorlar. İsimlerin ve insanların önemi kalmamış zihnimde.

" Kim karışırdı gerçekliğine
Yaşadığım sonsuzluğun
Ve oturuldu birtakım şeyler söylendi
İmla kurallarıyla mutsuzluk üstüne
Kısacık bir akşam
O kadar kısa bir akşam
Duraladım ne yapsam. "

T.U.


20 Temmuz 2012 Cuma

Gece Bekçisi

Dilersen bu gece burda kalabilirsin, dedi bana.
Bu bir çağrı mıydı, yoksa bir acıma duygusu mu, çıkaramadım.
Geceye, yoğun karanlığa çevirdim bakışlarımı. Teşekkür ettim.
Ne yazık ki kalamam, dedim.
Bekleyenim var.

Ferit Edgü

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Çayı sevmemin bir nedeni var. Her şeyi bir (ya da birden çok) nedene bağlama gibi bir huyum var. Sevgimi en iyi sevgisizlikle göstermek gibi bir çabam var.

Hep uğraştığım şey ise kendim. Niçin bu kadar değerliyim bilmiyorum. Aslında alıp atmak istiyorum, ağzına ağzına çarpıp kanatmak istiyorum, kelimeleri tek anlamları ile bilip basitçe etrafa saçmak istiyorum. Bakmak istiyorum yanlış anlamayın görmek istemiyorum. Galiba çay suyu kaynadı. Gidiyorum.


12 Temmuz 2012 Perşembe

Yazamamak.

Senle ben farklı gezegenlerdeymişiz. Benim gezegenim de his yok seninkinde ise gerçek.

-Zıtlıkları sahiplenecek kadar yalnız mısın?

Senle ben farklı gezegenlerdeymişiz
Benim gezegenim de his yok seninkinde ise gerçek ezgiler kulaklarımda çığlık çığlığa
Dünyadan uzak bir gezegende hatta adını hiç duymadığımız sorumluluklarımızla
Senle ben farklı gezegenlerdeymişiz
Benim annem yokmuş seninse sigaran insanlar diyemem buna,
Bir böğürtlen de değil mesela bir ağaçkakan sesi de yok kulaklarım da evrene uğultular bırakan nefesler olabilirdik
Anca senle ben farklı gezegenlerdeymişiz benim adım zebercet olsunmuş, seninkisi çingene Dünyalılar okuyabilirmiş sadece şiirlerimizi
Merhaba diyemeden yargılandığımız gezegenlerinde


Geceme bir Holden düşmüş. O yazmış şiiri. Bizim dilimiz farklıymış.

10 Temmuz 2012 Salı

Karınca.

Parmak uçlarım uyuşmuş. Kıpırtatmaya çalışıyorum tek tek. Düşünüyorum "karıncalanmak" kelimesini. Milyonlarca karınca parmaklarımın ucunda sevişiyor.

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Gülmek Bazen Zaman Alır.

Aslında yazacak bir şey bulamıyorum buraya. Ben sık sık yazardım da içimden geçenleri de yazardım ama hayatımı ortalama bir şekilde devam ettirdiğimden hissizleştim. Çünkü duyguların nötr olması yaşamasızlığıa eş bir olaydır.


Evime daha da bağlanıyorum bu sıcak yaz günlerinde. Dışarısı ve insanlar çok yorucu ya. Geceler ise uyumamak için başlı başına bir bahane.


He bu arada mezun oldum ben, büyüdüm biraz daha, var olan isteklerimi hayalsizlik kutuma doldurdum. Gülmek bazen yakışmıyor bana işte o zamanlardayım.


Arada şuralarda oluyorum beklerim efendim sizleri de.




29 Haziran 2012 Cuma

Fotografium Nikon D3200 Profesyonel Fotoğraf Makinesi Hediye Ediyor. Siz de katılın Nikon D3200, Lowepro Çanta (DSLR Video Fastpack 250 AW Sırt Çantası) ve Slik Tripod (Slik 500DX Tripod) kazanma şansı elde edin.
http://goo.gl/ciXjD?ref=3854 adresini ziyaret ederek detaylı bilgi alabilirsiniz.

14 Haziran 2012 Perşembe

Ses.

Yazamamak beni boğuyor. Yazamıyorum. Çünkü dikkatimi dağıtan milyonlarca şey var. Odaklanamıyorum, beynimin küçük kapılarını her biri ayrı ayrı çarpıyor. Sonuç olarak rahatsız edici sesler kalıyor bana. Kalkıyorum, yüzümdeki yastık izlerine bağlaniyorum. Yatıyorum kafamı koyduğum yerden başlayan kabuslarıma isyan ediyorum.

Anlaşılmak gibi bir kaygısı olmayıp kendini anlatmaya çalışmaktan ötürü sitemkar olan "ben" e iki çift lafım var. İnsanlar seni bu kadar yormamalı. Görmediklerinden olmamalı.

9 Haziran 2012 Cumartesi

Yaşamasız.

Böyle bir kelimenin varlığı beni nasıl sevindiriyor bilemezsiniz.  Bu sabaha Gregor Samsa'dan pek farklı uyanmadım ama benim dönüşümüm çabuk gerçekleşti. Hala dibe inmeyle ilgili sorunlarım var.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

yani ben öyle bir kediyim ki
gözlerim büyüyüp küçülmüyor
yani
sonsuzluğun acısını çekmiyorum

16 Mayıs 2012 Çarşamba

M,iMMisket

Çay içmeye gidiyorum düzenli olarak. Yanımdaki insanlar da düzenli seven ve gören insanlar oluyor. Birinci çay, ikinci, üçüncü... Gözlerim dalıyor, gökyüzü de ciğerime doluyor sürekli. Sonra hiçbir eşyası satılmayan dükkanı sahipleniyorum. Küçük küçük fotoğraflar var arkalarında notlar yazılı. Defterimi açıyorum yazıyoruz hepimiz içimizden geçenleri. Sonra gözleriyle seviyorlar. Geliyor yanıma elinde bir kitap konuşuyor. Seviyorum seni, seni içimde buluyorum diyor. Susuyorum. Susuyor. Sevmek usuldur. İşte ben böyle seviyorum seni efendim. Elimi tuttuğun için daha çok seviyorum. Sarıldığın için sarılmamı, dokunmamı istediğin için.

Ben sana düzenli olarak notlar bırakıyorum.

8 Mayıs 2012 Salı

Işıkları kapadı. Karanlık yüzündendi sevişmeleri. İstedikleri bedene büründüklerinden... Sabaha unutarak uyandı. Dışarı çıktı gördüğü ilk taşa salladı tekmesini, tekmeyi attığı şehvetiydi.

29 Nisan 2012 Pazar

Dudağını ısırdı belli belirsizce. Şekilsizliğimize gülümsedi, söylemek istedikleri vardı, ama biliyordu çok gereksizdi. Aranarak ceplerindeki dostunu buldu ve gene gülümsedi, o ağacın altında seslerde sesini yitirdi.

"Kediler"

24 Nisan 2012 Salı

İçinde hiçbir şeyin durağan olmadığı bir hayat yaşıyoruz. Çocuk bahçesinde dadısını yitirmiş bir çocuk gibiyiz. Sağda çocuklar evcilik oynarlar, eğlenirler; onlarla ilgisi yoktur çocuğun. Solda çocuklar körebe oynarlar, eğlenirler; onlarla da ilgisi yoktur çocuğun. Ağaçlıkta gün kararmıştır, yitik çocuk geri dönme güveni bulamaz kendinde, bekçiye sormayı da beceremez; durur bakar ötekilere. Korkusu, kuşkusu, berikilerin oyunları kafasının içinde durmadan kovalar durur birbirini.


20 Nisan 2012 Cuma

Beklemek.



Neyi bekliyorsun?

Bana bir şey olmasını bekliyorum.

Evet yaptığım en iyi iştir beklemek. Sıkıntısızdır, sorunsuzdur, güneşi görmene gerek yoktur. Ben de usul beklerim. Yüzümle beklerim, dudaklarımla beklerim, sesimle beklerim ve en sonunda gözlerimi kapatır beklerim. Evet yaptığım en iyi iştir beklemek. Yılları beklerim, ayları beklerim. Zamandan korkmadığım için en iyi yaptığım iş beklemek. Bazen üzülerek bekliyorum, bazense kocaman kocaman her şeye inat gülerek. Ama yaptığım en iyi iş beklemek. Ve şu sıra bir şeyler olmasını bekliyorum.


13 Nisan 2012 Cuma

Bazı şeyler üstüme yapışmıştı. Benle olmadıklarını biliyordum ama beni dönem dönem sardıklarını da biliyordum. Kelimeler gibi, sesler gibi yapışmıştı. Oraya girdiğimde hep aynı köşede aynı sayfada o sesle buluyordum kendimi. Gülümsüyordum. Daha açık olmamı isterdin ama inan ki bunu yapamıyorum. Çünkü ulu orta hissettirilen bir şey değil bu. Biraz sinsi. O kitabın sayfalarını yok etsem kimse bilmese benden başka belki daha az üzülürdüm. Üzerime yapışıyordu hala o kelimeler. Kurtulmanın tek bir yolu vardı. Herkese fütursuzca sunuyordum tenimi.

"Tıkırtı" adlı öykümden.

http://fizy.com/#s/16po12

31 Mart 2012 Cumartesi

Duygularımı yerli yersiz kontrol etmemden ötürü böyle. Ya da bilmiyorum. Sakinim, mutluyum. Gereksiz yere. Yalnız değilim. Şu an bir çok insanın benim için düşündüğünü, benden umutlu olduklarını biliyorum. Teşekkürler hepinize. Sevmeyi bildiğiniz için, düşünüdüğünüz için.

Diet Mountain Dew

23 Mart 2012 Cuma

Ne kadar az istiyorsam o kadar mutluymuşum meğersem ben. Hiçbir şey istememe halim için ise çeşitli söylentiler var. Kafam karışık, ama daha karışık şeyler var. Mesela yazı hatırlatan şarkılar, sabah güneşinin gözüne süzüldüğü anlar... Ototbüs durakları var, küçücük evler var, çay var, uyku var, deniz var, banklar var, kitaplar var, saat var, duran zaman var, izlenen insanlar, izleyen insanlar var.

Gözümü kapadığımda şekil değiştirmeyin tek isteğim bu.

Überlin

21 Mart 2012 Çarşamba

Yeni Bahar.


Bu adamı
Ne zaman gorsem
İçmemiş
o tanıdığım gülüşüyle
Her şey düzelecek derim
Bahar, güzel günler geliyor
Geçmiş zaman
Geri döndü
Sevgi yine başlayacak
Yakında
Hersey eskisi gibi olacak

Bu adamla ne zaman konuşsam
Yemeğini yemiş ve gitmiyorsa
Şapkasını çıkarmamış ve
Benimle konuşuyorsa
Sanırım, her şey iyileşecek
Alıştığımız zamanlar geçti
Bir insanla
Konuşulabilir, dinler o
Sevgi yeniden başlar
Herşey eskisi gibi olur

Yağmur göğe geri döner mi?
Yara
Artık acımasa da

Acır yara yeri.

Çeşitli hayaller için kocaman bir kalbim var bir de bu şarkı var.

Jack Johnson-Cocoon

10 Mart 2012 Cumartesi

Misery is a Butterfly.

Bazı şeyler üst üste yaşanmalıymış. Buna inanıyorum ve o zaman kendimi bu saçmalıkların dışında tutabiliyorum ve sevecek ve sığınacak insanları hissedebiliyorum. Bazen gözlerim babamın gözlerine sığınıyor bazense onun masmavi gözlerine sığındığını hayal ediyor.

Annem ilk kemoterapisini gördü. Onun bu olaylara nasıl dayanacağı konusunda çaresiz kalmam beni çok yoruyor. Yoruyor çünkü varlığının yokluğuna galip gelme oyunu en çok çevresindekileri yorar.

Ama güçlü durmamı sağlayan şeyler var. Nasıl teşekkür edebilirim diye düşündüğüm insanlar. Sessiz ama duyabilen insanlar.

Misery is a Butterfly.

29 Şubat 2012 Çarşamba

Bay K.

Bay K. hastalandığında çok üzülüyorum çünkü en yakın hissettiğim insan o. O da yakın hissediyor biliyorum, satır aralarında beni anlatıyor sürekli. Bay K. ye sabahları bakıyorum. Uyurken yüzünü inceliyorum. Yüzü çok pürüzsüz keşke derin izler olsa oralara saklansam. Bay K. beynimi okuyor gözlerini kırpıştırarak yanımdasın, hala gitmemişsin, sen varsın diyor. Bay K. umursamaz olamıyor bana karşı, çünkü yaşadığımız her anı paylaşıyoruz. O yanımdayken her dakikayı uyutabiliyor, aldatabiliyorum. O yokken zamana sığınıyorum. Bay K. her gün için yazı yazar bana gösterir usuldur yazıları. Biliyorum Bay K. hissedilen bir şey. Bay K. iyi davran kendine. Çok sevildiğini bil. Yokluğunun beni tozlandırdığını bil.

En kısa sürede Bay K. nin kendisini ağırlayacağım burada. Kendi sözlerini ölümsüzleştirecek. Tanıyamayacaksınız onu ama sizde hissedeceksiniz.

19 Şubat 2012 Pazar

Paradise City.


-Hayatta her şey bir çizgi ile sınırlandırılmış ve o çizgiye basarsan oyun biter.

Paradise City


-İçinden geldiği gibi davranırken yoruluyorsan eğer içinden gelen bu değil demektir.

http://fizy.com/#s/17s8kt

-Eğer sigara içerken elin titriyorsa kimin yanında içtiğinle alakalıdır bu durum. Saklamanın lüzumu yok.

http://fizy.com/#s/136wj8

Ve hayat tespit yaparak harcanan vakitlerin toplamı gibi geliyor. Halbuki hayat yaşanan bir şey değil, var olan da değil, yok olmaya yüz tutmuş bir şey de değil. Uzun yolda yürürken bedenindeki ağırlıkları tanımlama uğraşında yola bıraktıkların hayat. Karmakarışık. Konuşarak yol kat edemeyeceğin durumlar gibi. İşte yorulmadan şunları söylemek istedim. İnsan bazen kendini çok uzaklara fırlatıyor, onu arama heyecanı ve bulma anında yaşayacağı duygu yoğunluğu gizemli ve çekici geliyor. Düz olmak yerine uğurlarında kaybettikleri şeylerin azımsanmayacak derecede büyük oluşu beraberinde daha büyük buhranları getiriyor. Ama uygun bir zamanda buluşacak beden ve ruh. Öyle olmalı. İyi davranmanız dileğiyle kendinize.

Bay K.

11 Şubat 2012 Cumartesi


"-Ne olursa olsun bir gün kapına geldiğimde benimle sonsuza gideceğine söz ver. Bu fotoğraftaki insanlardan daha huzurlu olacağımıza söz ver."

Yanıtımı biliyor olmalı ki şu sıralar pek mutlu. Bu fotoğrafı atanı ayrıca yidiğimi belirtmek istiyorum. Sonsuzun başındayım sanırsam.

10 Şubat 2012 Cuma

Kayıt Yayınlanır. Dumur?!

-Her şey mümkün zorlarsan mutsuz olursun evet.

O kadar karışık ki olanlar yoruyor ama kar varken her şey örtülüyor.

-Duyuyorum, umuyorum, yanıbaşımda kar falan bir de bir paket sigara.

Varla yok arasında mekik dokudu her şey bir şarkı yetiyor varlığıma.

-Gece üstüme çıkmışken birilerine bir yerlerde bir şeyler söyleyenin ben olmadığımı düşününce saçmaladığımı ve biraz sonra bir sigara yakacağımı fark ettim.

Sol taraf boş, umursamaz olamam ki, herkes uyurken gökyüzüne bakamam ki, seni göremem ki..

-Mantığın amına korum boka sardığını düşünürsen ben de sigara içerken neden üşümek zorunda kaldığımı düşneceğim anlıyorsun değil mi? Hisset ateş ederim.

Hilal in isyanlarına benimkini ekleyemem açlıktan karnım guruldarken saat 02:02 iken tamam zorladım ama tüm bunların tek suçlusunu ben sacik olarak görüyorum. Başa alıcam.

-Hepiniz benim yarim olucaksınız. Ben ise sağ elimi solla avutucam.

Ve ne olacak ki? Daha ne olabilir ki? Ne olmalı? Kafam karıştı ellerim buz gibi. Sebep: The Beast.

-Az evvel sigarayı ve elmayı bırakmaya karar verdim sabah saat sekiz buçuğa kadar galiba hayatımın en kötü altı saati olacak. Allahım ben ne yaptım?!

Bu kadarım. Allahım bize nolur azıcık ucunndan ver. Ne olursa artık.

-Tanrı otuz birden vazgeçmediği müddetçe sevişmeden uyumayacağım.

Biz sevişmeye kaçar.

- hilale ait olanlar
diğerleri benim gibi çemçüğe ait. bu kayıt çoğalarak sürsün. hepinize bol horlu geceler. öperik.

9 Şubat 2012 Perşembe

Sigara için krize giren güzel insana, öpmek için aradığı güzel yer her daim kendini belli eder.

Ayrıca ateş ederim.

4 Şubat 2012 Cumartesi

Neden böyle ki?

X.

İnsanlar çok yalnız. Bunun nedeni olarak da takıntılarını görüyorum.

M.

Kimse Bilmez.


Kahve de koydum. Gelmen lazım artık. Gel yani. Sıkıldım beklemekten. Sevdiğim şarkıları sevemiyorum bence gelmelisin artık. Absürd noktalar bile oyalamıyor beni hayatta. Gel gel gel.

Böyle bahaneler sıralayıp sonra gel demek güzel oluyor.

http://fizy.com/s/1ajdje

3 Şubat 2012 Cuma

Biliş.


Ve hemen gidemedim
Ve artık gidemedim
Ve sonra hiç gidemedim
Kurtuluş’ta, son durakta bir tramvay ölüsü
Sanki ben
Öylece kalakaldım

Hepimiz kalakaldık
Elimizde tetiği çekilmeyen
Namlusu yönsüz bir tabanca gibi

E.C.

http://fizy.com/s/1d7emv

1 Şubat 2012 Çarşamba

Mintan.

Ocak ayının bitmesinin şokundaki bünye akratıyor...

Mintan kelimesini kullanan herkese saygılar. Çok çekicisiniz.

Vesikalık fotoğraf çekiminde yaşadığım stres ile anlatılan bir şeyi dinlemediğim fark edilip topun bana atılmasıyla yaşadığım stres yarışır sonuç olarak stresten çılgına dönmüş bir bünye.

Ya ben insanları unutamıyorum. Fotoğraf hafızamın iyi olduğunu bilirdim ama dıdısının dıdısının aylar önce gördüğümde ne giyindiği, yüzü, söyledikleri de çıksın artık aklımdan. Adını bilmediğim insanları beynimin özenle saklaması gerizekalı olduğumu düşünmeme sebebiyet veriyor.

En son okuduğum kitap "Uyuyan Adam" George Perec'ten.Ve kafa olarak dağıttı beni. Zaten son dönemlerde salaş bir hayatım var bu kitap ile çekilmek için kabuğumu arar oldum.

Acaba Erkin Gören albümüne bu kitaptan dolayı mı aynı adı verdi diye hala düşünüyorum.

O albümde en güzel şarkıyı seçemeyişimin nedeni "Ciddi Değildim".

Bazen Turgut Uyar'ı sever gibi seviyorum, silkinip kızım kendine gel diyorum. Biliyorum ki her insan uyumsuzluk ibaresi ölünceye dek.

Bugün Barış Manço'dan şarkı olmasa olmaz idi. Sevdiğim bir türkü ve Barış Manço sesli.

Gesi Bağları

Bu sene ağlamamak için hiç sıkmadım kendimi. Ağlamaktan hastahanelik oldum ve bundan bir çıkarım yaparsak ağlamak hiç bir şeyi çözmüyor. Annem hala hasta, hala çaresizim, hala dizlerine yatıp uyuyamıyorum, hala onun yaptığı yemekleri yiyemiyorum, hala yüzüne bakarken acı çekiyorum. Elimin altında erimiş vücudunu gördükçe düşünemiyorum.

Ve o kadar küçük şeyler var ki umursamıyorum, o küçük şeylerin yıktığı insanlık devlerini umursamıyorum, sözleri, yazılanları önemsemiyorum, varlıkları, yoklukları önemsemiyorum. Fanatik olan insanları da önemsemiyorum.Neyi önemsediğimi bilmiyorum. Ama önemsemiyorum.

Bazı insanlar çok iyi bana mı iyiler bilmiyorum ama iyilikleri beni çok etkiliyor.

Karda leğenle kaydım daha doğrusu kayamadım düştüm ve bundan utanmıyorum.

Bence dünyadaki en güzel ikili tahin pekmez. Çay simit de olabilir. Kapışırlar.

http://fizy.com/s/3wecpv


Bir kere kısa saçlı oldun mu uzatamıyorsun.







Veda yapmadan önce ustama saygılar sevgiler. Görüşme vakti geldi sanırsam.

Blog sana da bol karlı günler.

28 Ocak 2012 Cumartesi


Yığın yığın gözlerime, kirpiklerime dökülüyor.

O telaşlı, elleri yaralı adama.

Worried Man

25 Ocak 2012 Çarşamba

23 Ocak 2012 Pazartesi

Her temas acıtır insanı farkında olmasak da. Bunu bil güzel çocuk.

20 Ocak 2012 Cuma

Yalın


Dünyanın en tatlı çifti diye adlandırdığım fotoğraf, bir dostumdan hediye. Vakti zamanı gelince paylaşacaktım burada.


Hayatta bazen kesin konuşmak gerekir ve öldürmek kesin konuşmaktır oysa bir insanı tabancayla öldürmek teorik olarak mümkün değildir bunu bildiğin için işi sağlama almak istersin ve sıktıkça sıkarsın...



Sevdiğim bir şarkı ve canlı performans.


Şimdi sıra benden bahsetmekte. Şu sıralar kağıt kesip, kuru boyaları yontarak vakit harcıyorum. Bir ara kalem ve defter olgusunu birleştirdim ve insanlardan kelimeler, cümleler topladım. Yakında sunulacak. Umuyorum. Sunamasamda okuyun. Öyle işte.