22 Aralık 2012 Cumartesi

Tanrılar da Bitlenir.

O kadar karanlık ki burası hiçbir şeyi seçemiyorum. Gözlerim alışır diye bekliyorum ama “alışmak” korkularımı doğurduğundan beri yorgunum. Yorgunluğumu güzel sözlerle anlatmak isterdim galiba. Ama bunun anlamlanması için herkesin yorgunluğumu hissetmesi değil tek bir insanın hissetmesi gerekiyor.  Bekliyorum garipliğimi önüme oturtarak. Elinde birayla geliyor masama. Önce masaya odaklanacak, o masadan hafifçe gözlerini kaldıracak, cesurluğu ürkekliğinin üstüne oturacak, ifadesiz olmaya yakın ancak benim sevdiğim o bakışla delecek gözlerimi. Gözlerim onun yürüyüşünü, ellerini değil kendini oturtabilecek yeri seçiyor her seferinde. Bir şeyler söylenmeli artık, karanlık kalbimin rengine çullanacak. Biliyorum ne kadar ağır savaşlar verseler de renkler kaybolmaz. Kurşuna dizilen bir adamın gözlerindeki mavi olur, sevdiğinin yanında söz geçiremediği vücutsal sıvıların yanaklara itelediği kırmızı olur. Kızarıyor mu yanaklarım diye yokluyorum kendimi. Renkler kaybolmuyormuş gerçekten.

 Biradan sabırsızlıkla bir yudum alıyorum. Hiç sevemedim şunun tadını. Ağzımı burup bırakıyor. Vücudumda köpük köpük dolaştığını duyumsamak için tahammül ediyorum bu merete. Ağzıma sigarayı sürüyorum. İçime dumanı  müziğin ritminden uzak  hareketlerle çekip geri salıyorum. Buraya her gün ne için geldiğimi soruyorum kısık bir sesle. Onun da duymasını istiyorum aslında. Bilmesi ve bana söylemesi lazım. 

Onu gördüğümden beri tanrıların bitlendiği sabahlara başımı çeviriyorum. Tanrılar da bitlenir çünkü, kaşınırlar, kanatırlar, yardım isterler. Benim de ellerimin ulaşamadığı yerler kaşınıyor. Sayın okur sizin de elinizin ulaşamadığı yerler kaşınmıştır bir hoş tatlılığı ve perişan eden cilveleri olan. Kaşınıyor çünkü, elimi kolumu sadelikten uzak düşüncelerim kenetliyor. Bilmediğim,  bilmek istemediğim bir şehirdeyim. Kalabalıktan sürekli ayrı düştüğümü görüyorum. Yürürken çarpan omuzlar bile beni en kenarda,hayat çizgimi andıran bu tuhaf yerde yalpalayarak yürütüyorlar.   Birayı hızlıca içmişim. Galiba hareketlerimi onun gözünden umursamamayı öğrendim. Fark ettirmek için alıyor bardağı hızlıca. Sesini bekliyorum, biradan daha köpüklü bir şekilde yayılacağını biliyorum içimde. Yalnızlığımın koca kasabasında sesinin yıldızı parlamalı. Şimdi onu masaya oturtuyorum. Kısılmış,usul ama her harfinde haykıran kelimelerle bira isteyip istemediğini soruyorum. Eliyle oturmam gerektiğini gösteriyor. Hayır sayın okur bilinç akışımın oyunu değil iç içe geçmişliğimizin hazin şarkısı. Karanlık tanrının bitlerini ayıklıyor şu an. Ölen bitlerin ölüme yakarışları çıt çıt ediyor. Her gün neden geliyorum buraya? Bir şeyleri artık susuşlarla dökemediğim gerçeğini, ona anlatarak yalanlamak istiyorum. Ağzını açacak oluyor, korkularım bütün bedenimi ateşe veriyor. Birinin daha yükü binecek omuzlarıma, zaten yorgun düştüğümü hatırlatıyorum kendime. Neden acizim bu kadar, neden hep bir yabancıdan medet umduğum sorularının cevapları lazım bana. Masama geldi tekrardan. Bir şey isteyip istemediğimi soruyor. Hafiften kafamı sallıyorum yok anlamında. Aslında evet bir şey istiyorum, elimin ulaşamadığı yerleri kaşımalı. Bunu söylediğimde hafiften karışmış kafasıyla bir boşluğa düşecek. Basitin nasıl dolambaçlı, karmaşık, elde edilmesi zor, elde tutulmasının daha da zor olduğunu görecek. Beni anlayacağından şüphem de kalmayacak. Basite dokunduğum an biranın bardağına doluyorum. Burda da mutluyum. Birbirimize acımamamız gerekir, acıyla tutuşmamamız, yanmamamız.

 Saatime baktım, gene gece yarısını geçmiş. Birlikte kapatıyoruz her defasında. Masamı toplamaya geldi. Sigaramın küllerini üflüyorum suratına doğru. Zamanı eliyle tutuyor, birbirinin aynısı olan günlerimle siliyor masamı. Yıldızım farklı bir şehre göstermek için büküyor boynunu. Aniden içimdeki savaş son buluyor, kimsesiz genç gerillaları mahkemeye çıkarıyor. Boyunlarına ilmek sayıları önemsenmeyen urganları onun elleriyle geçirip tekrardan bardağa dolan biranın huzurlu şekline bürünüyor.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder